18 Haziran 2011 Cumartesi

Olumsuz Düşünmeyi Tercih Etmek



İnsan nefsinde, olayların olabilecek en kötü yönlerini görme, hep en kötü ihtimaller üzerinde durma eğilimi vardır. Bunun kişiye faydadan çok zararı vardır. Ama yine de pek çok insan, bu zararı bile bile, tercihlerini olumsuz düşünmekten yana kullanır.

Bu elbetteki çok ilginç bir durumdur. Çünkü insanın aslında her zaman kendini mutlu edecek, neşe verecek, güçlendirecek, hoşuna gidecek tercihlerden yana tavır koyması gerekir. Zira hiçbir insan kendisine üzüntü ve sıkıntı verecek, gerginliğe sürükleyecek ve mutsuz edecek bir şeyi istemez. Ama bu konuda şeytan sinsice bir oyun ile "olumsuz düşünmeyi" kimi insanlara makul, mantıklı, yararlı ve hatta gerekli bir davranış olarak gösterir.

Kimi zaman "bu olumsuzlukları görmesi gerektiği; aksi takdirde bunlara karşı tedbir alamayacağı" bahanesiyle, kimi zaman "olaylara olumsuz yaklaşmadığı, sadece gerçekçi baktığı" diasıyla şeytan insanları negatif düşüncelere çeker. Halbuki şeytanın asıl istediği önce bir bahaneyle kişiyi olumsuz bir ruh haline sürüklemek, daha sonra da bu negatif düşüncelerle dolu kişiyi , daha da derin bir gaflete sürükleyebilmektir. Allah'ın beğendiği tevekkül ahlakından uzaklaştırdığı; hüzne, ümitsizliğe ve telaşa kaptırdığı insanları tam olarak küfre çekebilmektir.

İnsanın bu oyunu en başından görebilmesi son derece önemlidir. Şeytan ilk başta kişiye "bir parça olumsuz düşünmenin ne zararı olabilir ki?" gibi sinsi bir mantıkla yaklaşır. Halbuki olumsuz düşünmenin az ya da çok olması bir şey değiştirmez. Kuran ahlakında olumsuz düşünmenin hiçbir şekilde yeri yoktur. Bunun az ya da kısa süreli olması da Kuran'a uygun değildir. Ve şeytanın amacı da kesinlikle bu kadarla sınırlı değildir. İstediği, kişinin Allah'ı düşünmemesi, kaderin mükemmelliğini gözardı etmesi, Allah'ın yarattıklarından hoşnut olmaması, Allah'ın razı olmayacağı bir ahlak yaşaması ve tüm bunların sonucunda da cehennemle karşılık görmesidir.

Burada insanın düşünmesi gereken, her şeyden önce Allah'ın insanlara tevekküllü, teslimiyetli olmayı, olaylara hayır ve hikmet gözüyle bakmayı emretmiş olmasıdır. Bu bilgi, iman eden bir kişinin şeytanın bu tuzağından etkilenmemesi için tek başına yeterlidir. Ayrıca şeytanın tuzağına karşı kendine şu soruları da sormalıdır: "Neden kolay ve güzel olanı seçmek yerine, kendimi üzecek, yoracak, sıkacak ve sonucunda da hiçbir fayda vermeyecek ve zarar göreceğim bir yolu seçeyim? Neden doğru olduğu ve güzel sonuç vereceği kesin olan bir ahlak yaşamayayım? Böyle bir tavır inşaAllah bana hem Allah'ın rızasını kazandırır hem de kolay, mantıklı ve akılcı değil mi? "İnsana hasta olup acı mı çekmek istersin yoksa sağlıklı olup mutlu mu olmak" diye sorsalar hiç hastalık ve acıyı tercih eder mi? Bu konunun da farklı bir yanı yok. Neden güzellik getiren bir seçeneği kötü göreyim?"

Güzel ahlakın, Kuran'a uygun şekilde olumlu, tevekküllü, teslimiyetli düşünmenin dünyada ve ahirette kesin olarak güzel sonuç vereceği açıktır. Rabbimiz Kuran'da güzel ahlakın kolaylığını ve şeytanın gösterdiği yolun zorluğunu şöyle açıklamıştır:

Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı? (Mülk Suresi, 22)

İşte iman eden bir insan için şeytanın bu oyunu, baştan bozularak yaratılmıştır. Çünkü Müslüman bir kişi, Allah'a olan inancından dolayı karşılaştığı her olayda Allah'ın nimetlerini görüp Rabbimiz'i yücelteceği ve şükredeceği güzellikleri görmeye eğilimlidir. Hiçbir zaman için yaşadığı olaylardaki olumsuz yönleri araştırmaz. Hep Allah'ın yarattığı hayırları hikmetleri görür. Tümüyle olumsuz görünen bir olayı dahi Allah'ın bir lütfu, rahmeti ve nimeti olarak görür. Tevekkül ve teslimiyetle, Allah'ın bu olayda da baştan sona hayır yarattığına gönülden iman eder.

Gerçekçi Bir Gözle Hayatınızı Değerlendirin ?



         Filmlerde dünyanın en modern, büyük, ihtişamlı şehirlerini kuşbakışı gösterirler. Tepeden bakıldığında dev gökdelenler, renkli şehir ışıkları çoğu insan için çok cezbedici görünür. Ama bu, ışıltılı dünyanın dışarıdan görünen sahte yüzüdür. Şehrin içine girip gerçekçi bir gözle değerlendirildiğinde, Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda, sanıldığı gibi albenili bir hayatın olmadığı görülür. Dev gökdelenlerin içinde çalışan insanların hayatı entrika, rekabet, kazanma hırsıyla dolu olduğu için tek bir mutlu kişi yoktur. İnsani tüm vasıflarını yitirmiş olan bu kişiler adeta bir robot gibi çalışarak şuursuzca hayatlarını sürdürürler. Caddeleri, sokakları, alışveriş merkezlerini, metroları, vapur iskelelerini dolduran bu insanlar neyi amaçladıklarını da bilmezler. Şehrin kirinin, gürültüsünün, kalabalığının, insanların yüzüne çökmüş şuursuzluğun farkına varmazlar.

Arabalar, alışveriş merkezleri, dükkanlar, restoranlar, lüks semtler şehre tepeden bakıldığında aslında hiç de hayal edildiği gibi muhteşem değildir. Alışveriş merkezleri sadece vitrinlere bakan, satın alma gücü olan insanlara hasetle bakan yüzlerce insanla doludur. Plastik tabak, bardaklarda, demir sandalye ve masalarda en basit, en ucuz malzemelerle hazırlanmış hazır yiyecekleri yiyen bu insanlar adeta büyülenmiş gibi bu sefilliğin farkına varmazlar. Bu kişiler birbirlerinden nefret ettiği için hiç kimseyle de gözgöze gelmemeye çalışırlar. Herkesten korkup, herkesten kaçarlar. Dostluk, sevgi, merhamet, şefkat, acıma duygularını tamamen yitirmiş adeta robotlaşmışlardır.

Gözleri ve vicdanları körelmiş şehirler dolusu bu insanları içinde yaşadıkları mutsuzluktan kurtaracak tek yol din ahlakını yaşamaktır. Allah'ı seven insan O'nun yarattığı tüm insanları sever. Sevgi beraberinde merhameti, acımayı, düşkünlüğü, fedakarlığı, güzelliklerden zevk almayı getirir. Ancak o zaman tepeden bakıldığında ışıltılı, ihtişamlı görünen bu şehirlerde birbirinin yüzüne sevgiyle bakan, fedakar, güzelliklerin kıymetini bilip en mükemmel şekilde davranan insanların yaşadığı huzurlu, modern bir hayat varolur.

Annenize Böyle Teşekkür Ettiniz !


1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı
Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz

2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti
Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı
Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz

4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi
Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü
Sokaklarda "Gitmiyceeeem"diye ağlayarak teşekkür ettiniz

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti
Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz

9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu
Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz

10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla goturdu
Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya goturdu
"Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi
O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz

15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi
Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz

17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi
Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa oturdu ve eşyalarınızı taşıdı
Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi
"Ben senin gibi olmiycam" diyerek teşekkür ettiniz

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı
Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz

24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi
"Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı
Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın dogumgununu hatırlattı
"Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek ve ona huzur evi arayarak teşekkür ettiniz

Derken bir gün............ O öldü
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....
Eğer hala sizinleyse, şimdi onu herzamankinden daha çok sevin ...
Ve onu hiç incitmeyin ...

Mum Işığı [ Kıssadan Hisse ]


Amerika’nın küçük bir kasabasında genç bir adam kendi işini kurar Kasabanın birkaç cddesinden birinde, bir perakendeciliktir yaptığı Adam dürüst ve dost canlısıdır, insanlar onu severler Kendisinden memnun kaldıkları için de, ondan alışveriş yaptıkları gibi, arkadaşlarına da tavsiye ederler İşini böylece büyüten perakendeci, nisbeten kısa bir süre içinde bir dükkandan, Amerika’nın bir ucundan diğerine uzanan bir marketler zincirine ulaşır ...

Ve, iş bu minvaldeyken, bir gün hastalanıp hastaneye kaldırılır. Doktorlar az bir ömrünün kalmış olabileceğinden endişe ederler. Bunun üzerine, adam artık yetişkinliğe adım atmış üç çocuğunu yanına çağırır ve onlara bir görev verir: “İçinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek Hanginizin bunu hak ettiğine karar vermek için ise, her birinize birer dolar vereceğim. Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı”...

Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme hakkına tek başına sahip olma fırsatı karşısında heyecana kapılırlar. Üçü de şehre gidip parasını harcar. Akşam geri döndüklerinde babaları sorar: “Evlatlarım, bir dolarla ne yaptınız?” Birinci çocuk cevap verir:

“Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım” Sonra odadan dışarı çıkar, saman balyalarını getirir, açar ve havaya savurmaya başlar Oda bir anda samanlarla dolar Ama biraz sonra samanların tamamı yere iner Ancak, babanın istediği şekilde odayı bir uçtan öbür uca dolduramaz

Adam ikinci çocuğuna yönelir: “Peki oğlum, sen paranla ne yaptın?” Çocuk, “Yorgancıya gittim İki tane yastık aldım” der Bunu söyledikten sonra da yastıkları içeri getirir, açar ve tüyleri bütün odaya dağıtır Birkaç dakikalığına neredeyse bütün oda tüylerle dolar, ama yavaş yavaş tüyler yere iner ve bu çocuğun da odayı dolduramadığı görülür

Sıra, son çouğa gelmiştir Hasta yatağında hafifçe doğrulan adam, “Sen evlâdım der, “Sen paranı ne yaptın?” Çocuk, “Babacığım!” der, “Dolarımı cebime koyup senin yıllar önce açtığın ilk dükkânın gibi bir dükkana gittim Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim Dolarımın 50 centini İncil’de yazıldığı üzere çok değerli bir şey için harcadım 20 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım 20 cent de kiliseye verdim Böylece bir onluğum kaldı Bununla da iki şey aldım”

Bunu der demez çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkarır Işığı kapatıp mumu yakınca, oda mumun yaydığı ışıkla dolar Saman veya tüy bir dolarla odayı doldurmaya yetmemiştir, ama üç-beş sente alınan bir mum ile kibrit sayesinde bütün oda bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştur Baba memnundur “Çok iyi oğlum!” der
“Benden sonra işlerimin ve ailemin başına sen geçeceksin Çünkü, hayata dair çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı öğrenmişsin”

[ Metin Karabasoğlu ]

Herkes, Birisi, Herhangi Biri, Hiç Kimse !


Hikayemiz, Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse adlı dört kişi hakkında .... Yapılması gereken önemli bir iş vardı ...
Herkes, Birisi ’nin bu işi yapacağından emindi.
Gerçi işi, Herhangi Biri de yapabilirdi.
Ama Hiç Kimse yapmadı...
Birisi buna çok kızdı. Çünkü iş Herkes’in işiydi.
Herkes, Herhangi Biri ’nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu.
Ama Hiç Kimse, Herkes ’in yapamayacağının farkında değildi.
Sonunda;
Herhangi Biri ’nin yapabileceği bir işi, Hiç Kimse yapmadığı için, Herkes, Birisi ’ni suçladı ...

İnsanlara Ne Oldu ?


Gel oğlum kalk bakalım tahtaya, sana bi sorum var.
- Buyurun, sorun öğretmenim ...
Canlılar kaça ayrılır ?
- Dörde ayrılır öğretmenim.
Bana yanlış gibi geldi ama say bakalım ?
- Bitkiler, Hayvanlar, İnsanlar, Çocuklar.
Çocuklarda insan değilmi oğlum ?
- Haklısınız, o zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim ..
Peki, şimdi yeniden say bakalım ..
- Bitkiler, Hayvanlar ve Çocuklar..
Oğlum insanlara ne oldu ?
- Kalplerinde sevgiyi yeşertip düşünebilenleri hep çocuk kaldılar, diğerleri de hayvanlaştılar öğretmenim !