20 Ağustos 2016 Cumartesi

Vurulan Meleklerden Yalnızca Biri Suriyeli Ümran
























Ben bir savaş çocuğuyum dünyanın herhangi bir yerinde
Acının gönülsüz hamalıyım
İlk kurşun beni vurur her zaman
Ve ilk kopan ayak benim olur
Bir serseri mayınla
ölüm oyun arkadaşımdır benim
Açlık kol koladır benimle
ben bir savaş çocuğuyum
Dünyanın herhangi bir yerinde

Kabilde annemin ninnilerini beklerken
Gökten ölüm yağdırılır üstüme
Ve kopan ayaklarımı görürsünüz
daha yürümeyi öğrenemeden
ölümü Öğretirler bana ızdırabı öğretirler bana
vietnamda yanık bedenimle görürüsünüz beni
koşarım dünyanın ayıbını yüzüne vurarak
Koşarım zulme lanet okuyarak
ben bir savaş çocuğuyum dünyanın herhangi bir yerinde

Bağdat'ta çocuk olmak zordur
Ölümün adı ambargodur burada
Sudan ucuzdur
bosnada daha ilk rüyamı görmeden
Rüyalarım çalınır anamın kucağında
Lime lime edilir etlerim çeçenistan'da
Masum bedenim vahşeti kusan silahlara
Deneme tahtası olur negazikide hiroşimada
ben bir savaş çocuğuyum dünyanın herhangi bir yerinde

halepçede can çekişe çekişe ölüyorken
yada Filistin'de dünyanın gözleri önünde
bedenime kurşunlar saplanıyorken
büyüklerim dünyayı paylaşma kavgası verirler
benim payıma ölüm açlık düşme pahasına
ben bir savaş çocuğuyum dünyanın herhangi bir yerinde

Yazan : Tahir Öner

Kalksana Halil Reis Tiyatroymuş Herşey


Kalksana Halil reis, tiyatroymuş her şey. Kalk hadi. 3 çocuğun seni bekler. Üsküdar'ın delikanlıları sohbetini özler. Ben her daim gülümseyen yüzünü görmek isterim. Kalk abi. Tiyatroymuş her şey. Sümüklü mehdiden, onun sümüklü mankurtlarından daha iyi bilecek değiliz ya. Kalk Allah aşkına. Şakanın tadını kaçırma. Kalk. Daha seninle ne şahane oyunlar sahneleyeceğiz. Ne muazzam senaryolara hayat vereceğiz. Kalk reis. Kalk.
Gazete Yazarı : İsmail Kılıçarslan

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Bi İnsan Geçti Dünyadan



Bi' insanı yalnız bir gün anmak hep yavan gelmiştir bana. Eskiden doğum günlerine çok anlam yüklerdim. Oysa ne saçma. Yo! Bittabi özel. Lâkin tüm sene içinizde tutup söylemediğiniz cümleleri o güne saklamak bi' tuhaf sanki. 


'Seni çok seviyorum' cümlesini ya da 'İyi ki varsın' cümlesini en çok o gün duymuşumdur. Sanki yalnız o gün seviliyormuşum gibi. Sözüm meclisten içeri hanımlar beyler. Bir insana sevildiğini hissettirmek için tüm sene gelecek olan bir günü beklemenin lüzumu nedir? Ben sevdiğini söylemenin gerekliliğine inananlardanım belki de. Küçükken annem ile babama yeterince söyleyemediğim içindir belki. Ancak mektuplarda konuşanlardandım. Şimdiyse her fırsatta.. Sevdiğini söyleyince şımarır der kimileri. Sen şımarmaz mısın derim ben de? Sevilmek, sevmek. Dünyanın en güzel hisleridir. 


Bugün Cemal Süreyya'nın vefatının yıl dönümü. Aslında halâ yaşadığının kanıtı. (Süreyya yazdım farkındalıkla soyadına. Sevenler, tanıyanlar iyi bilir ki aslı budur.) Araya bir not sıkıştırmak isterim, ben bi' insanı bir gün anımsayanlardan değilim. Tutkulu bir şiirsever olarak satırlarıma onun cümleleriyle devam etmek istiyorum izninizle ; 












"Yaşayanlar unutmuştu bizi,




Biz öldüğümüzle kalmıştık" 












Yaşayanlar, yaşayanları da unutmamış mıydı? (Yazar burada farkında olmadan dalmıştır). Tam burada susmak geliyor içimden. Belki, gözlerim dolduğu içindir. Yaşarken sevmeye, affetmeye, anlayışlı olmaya çalışmadığı insan için kara günde yaş dökenleri ömrü hayatımca anlayamayacağım sanırım. 




Benim de selamımı eksik ettiklerim var elbet. Sanmayın ki bu kadın bir peri. O la la!


İnsanım ben de yahu. Kırgınlıklarım,sustuklarım var elbet. Kimi zaman vefalıyım kimi zaman vefasız. Kimi zaman haklı kimi zaman hak-sız. Ama bi' vicdanım var. İçimi kemirdiğinde hiç düşünmeden ardından koşan gururum var. Kimileri buna gurursuzluk der. Ben demeyeceğim. Her an uzatmaya meyilli ellerim var. Neden uzatan sen değilsin diyen bi' kalbim var. Görmeye lüzumsuz, konuşan gözlerim var. 


Ve sevgili 'insanlar' :


Hepimizin her şey için bi' sebebi var. Mesken edindiğimiz.


Yaşayanlar da unutuluyordu. İncir çekirdekleriyle.


Vesselâm.


Alıntı : Rana Serindağ

14 Ağustos 2016 Pazar

Dostun Attığı Gül



Rivayet odur ki Pir Sultan abdal dar ağacına doğru yürürken hızır paşa emir verir; "Herkes Pir Sultan'ı Taşlasın, taş atmayan boynu vurulmuş bilsin!" Uğruna mücadele ettiği halk Pir Sultan'ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan'a kadar gelmekte ama değmeden düşmektedir. Pir'in müsahibi ali baba taş atmasa da can korkusundan Pir'e gül atar. Gül pir'e değer de yaralar, en çok dostunun bu hareketi incitir pir sultanı...


Ya Rabb ..
Dostun attığı ne taş ne de gül şu ruhuma değmesin,
Pir Sultan gibi bu kulun kimseye boyun eğmesin.

İyi Düşünün



Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi ?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi ?
Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı ?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz ?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız ?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız ?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç ?
Ve siz onu hiç kokladınız mı ?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı ?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız ?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz ?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl ?
Çimlere uzandığınız oldu mu ?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç ?
Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl ?
Kaç kez kuşlara yem attınız ?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı ?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz ?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı ?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl ?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç ?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl ?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl ?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "Küçük şeye"e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl ?
Yayılın çimenlerin üzerine... Acele edin....
Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...